Bayburt Kalesi

http://bayburtpanoramik.com/Styles/Pictures/sayfalar/icerikResimleri/Resim7.jpg



Zigana ve Kop dağlarından aşılarak ulaşılan Bayburt kalesi aynı zamanda Karadeniz'i Basra körfezine bağlayan ticaret yolu üzerinde bulunmaktadır. Bu yolu izleyen her seyyahın uğradığı kalenin adı, önemi, ihtişamı ve günlük yaşamıyla ilgili pek çok bilgi mevcuttur.

Şehrin kuzeyinde yalçın kayalar üzerinde inşa edilmiş olan kalenin kimler tarafından yapıldığı bilinmemektedir. İlk yapının Ermenilere ait olduğu öne sürülse de, Bağrat sülalesi zamanında (885 - 1044) varlığından söz edilen Bayburt Kalesi'nin çok daha önce miladın ilk yüz yıllannda mahalli prens ve krallıkların mücadelelerinde rol oynadığı anlaşılmaktadır.

Khorenli Movses'den öğrenildiğine göre Bağrat'ların geliştikleri devrede 1. asırda Bağrat'lı Piuratoğlu "Senbad" (Asbed) süvari başbuğu ve batı ordusu başkumandanı olarak atabeyliğini yaparak kurduğu hükümdar çocuklarını kendi müstahkem yerleri olan "Pepert" yani Bayburt Kalesi'ne 58 yıllarında götürmüştür. Buradan da anlaşılacağı gibi Bayburt taksinin 58 yıllarından önce kurulduğu ortaya çıkmaktadır.

Kale Türklere geçmeden önce Roma , Ermeni , Bizans, Arap ve Kommenos hakimiyetlerinde kalmıştır, Zengin bir tarihe sahip olan Bayburt Kalesi'nin bir çok defa onarım gördüğü duvarlarında görülen farklı inşaatlar kadar tarihi kaynaklardan da anlaşılmaktadır. Bayburt Kalesi Anadolu kaleleri içinde günümüze en sağlam ulaşan, Selçuklu mimarisinin en güzel örneklerinden biridir.

En mükemmel ve görkemli şeklini Selçuklular döneminde alan kale, miladi 1200-1300 yılları arasında büyük bir onarım görmüştür. Buna göre Selçuklu hükümdarı II.Kılıçarslan'ın oğlu ve Erzurum Meliki olan Tuğrul Şah, özellikle Trabzon İmparatorluğu'ndan gelecek saldırılara karşı müstahkem bir mevki olan bu kaleyi âdeta yeniden inşa ettirmiştir. Kale üzerinde Tuğrul Şah'ın adının sık sık geçtiği kitabelerde bu durum açıkça görülmektedir. Bir süre de Akkoyunlular'ın elinde kalan kale, 1514 yılında Osmanlılara geçtikten sonra Kanunî Sultan Süleyman ve III.Murat dönemlerinde de büyük onarımlar görmüştür. Kalenin gördüğü bu onarımlar kalede bulunan 20 adet arapça yazılı kitabe ile tespit edilmektedir. Daha çok kapılarla şehre bakan cephelerdeki burçlarda yoğunlaşan kitabelerin 17'sinin Tuğrul Şah dönemine, birinin Kanûnî dönemine ait olduğu tesbit edilmiş diğer iki kitabe ise okunamamıştır.

1647'de Bayburt'u ziyaret eden Evliya Çelebi kale içinde 300 evlik bir mahalle ile Ebü'l Feth Camii'nin bulunduğu yazmaktadır. Zaman zaman işgal ve tahribata uğrayan kale, en son olarak 1828/1829 Osmanlı - Rus savaşı sırasında; burç, mahalle ve camii Rus birlikleri tarafından tahrip edilerek büyük bir hasara uğratılmıştır.

Mimari olarak bakıldığında yer yer bütünüyle yok olmuş, bazı kesimleri ilk yapılış özelliklerini kaybetmiş, bazı kesimleri ise yakın tarihlerde onarılmış ve onarımı devam etmekte olan Kale, Çoruh nehrine ve bugün Bayburt Şehrinin de içinde bulunduğu Bayburt ovasına tamamen hakim bir noktadır. İç kale, dikdörtgene yakın bir plana sahiptir. Tepenin ve anakayanın yapısına uygun olarak inşa edildiği için uzunlukları eşit olmayan altı kenarlı surlarla çevrilmiş, surlar bazen anakayaya bazen de toprak temele dayandırılmıştır. Arazinin durumuna göre burçlarla desteklenen kalenin savunmada daha zayıf olan güney bölümünde ikili hatta üçlü dış surların izlerine rastlanır. Dış ve iç surlar arasında 200 m. kadar bir mesafe vardır. Altı köşe üzerine oturtulan surlar, yarım silindiri andıran köşeli burçlarla takviye edilmiştir. Burç yükseklikleri, 12-13 m., sur yükseklikleri ise 30 m. civarındadır, tarafı batı ucu olan kalenin çevresi yaklaşık 3 km. uzunluğundadır ve en geniş yeri 900 m., en dar yeri ise 500 m.dir.

Kalenin doğuya açılan kapısı; Demir kapı, batıya açılan kapısı ise; Nöbethane kapısı olarak Evliya Çelebi tarafından isimlendirilmiştir. Kapılardan biri tamamen yıkılmış, biri de son yılllarda yapılan onarımlarla yenilenmiştir. Eski kaynaklarda kalker taşından yapılan kalenin sağlamlığından hayranlıkla bahsedildiği görülmektedir. Kalenin iç yapısı kireçle karışık moloz taş, orta yapısı daha düzgün taşlardan ve en dış tabaka, kare şeklinde kesme taşlarla inşa edilmiştir. Ayrıca bu taşların üzerinde usta işaretleri de dikkat çekmektedir. İç kale duvarlarında, ambar oldukları tahmin edilen bazı dehlizler bulunmuştur. Nitekim 16. yüzyıla ait bazı kayıtlarda kalede buğday, arpa ve çeşitli ürünleri depolamak üzere 7 adet ambar bulunduğuna yer verilmiştir. Yine kalenin içinde en belirgin kalıntılardan birisi de kilise harabesidir. Kalenin kuzeyinde doğu -batı istikametinde uzanan daha önce beşik tonozlarla örtülü i nispeten tespit edilebilmiştir. Bunlar toprak düzeyi oldukça aşağıdadır. Evliya Çelebi kale içinde eski yapı tarzında 300 evin bulunduğunu, ancak çarşı, han ve hamamın olmadığını, belirtmektedir. Bunun yanısıra III Mehmet tarafından 3000 kişilik bir topluluğun da kaleye yerleştirildiğinden söz edilmektedir.

Bayburt Kale'sinin önemli özelliklerinden biri de buraya "Çini Maçin" kalesi isminin verilmiş olmasıdır. Kaleye bu ismin verilme nedeni ise kalenin çok uzaklardan aksetmesini sağlayan çini süslemeleridir. Kalenin batı kesiminde yer alan, nöbethane kapısının sol yanında ve yine aynı cephede yer alan kitabelerin yakınında çoğu üçerlik gruplar halinde yuvarlak çukurlar tespit edilmiştir. Bu çukurlarda yer aldığı tahmin edilen bu çinilerin dış yüzeylerinde süsleme olarak mor, yeşil, mavi renkli firuze ve şeffaf sır altında yapılan bu çinilerin çok uzaklardan aksettiği kaydedilmiştir. Ancak; gerek savaşlar, gerekse tahribatlar yüzünden bugün bu çinilerden eser kalmamıştır.

Urartu döneminde yerleşilmiş olduğu artık kesinleşen kalenin kuzeybatı eteklerinde, Çoruh Nehri'nin 10 m. kadar güneyinde, 1590 m. yükseltide anakaya oyularak oluşturulan ve halk arasında "suluk" olarak adlandırılan kaya basamaklı su tüneli tespit edilmiştir. 50x55 cm. ölçüsündeki su tünelinin üst kısmında yine anakaya oyularak oluşturulan hemen hemen aynı ölçülere sahip aydınlatma amacıyla kullanıldığı tahmin edilen bir başka açıklık mevcuttur. Urartu dönemine işaret eden su tüneli doğrudan Çoruh Nehri'ne kadar ulaşmadan, nehir yatağı yakınlarında son bulur. Kayaların oyularak düzleştirilmesi sonucu oluşturulan kaya basamakları oldukça yıpranmış durumdadır. 2. su tünelinin aşağıdan yukarıya doğru devam ettiği gözlemlenmiş ancak kalenin üstünde yapılan araştırmalarda, kaleye açılan kısmının kapanmış olduğu tesbit edilmiştir.

Bayburt Kalesinin ne kadar eski ve görkemli bir kale olduğu efsanelerle de kanıtlanmaktadır. Bu efsanelerden biri de Dede Korkut hikayelerinden; "Kam Büre Oğlu Bamsı Beyrek Boyunu Beyan Eder" adını taşıyan hikayede anlatılan ve Beyrek (Bey Böyrek veya Bamsı Beyrek)'in fethedip ün kazanmak üzere yola çıktığı kalenin, Bayburt Kale'si olarak anlatılmasıdır.

Batıya açılan ana kapı Sonuç olarak gerek efsanelerde, gerekse yapılan tarihi ve arkeolojik araştırmalarda, Kalenin ihtişamı, tarihin çok eski dönemlerinden günümüze oldukça sağlam olarak ulaşan bir yapı olduğu kaynaklarla da kanıtlanmıştır.


Emojileri açEmojileri kapat